Bir şeylere indirgendiğimizi sezer gibi, endişemize tutunup, elbiselerimizden konuşuyoruz salonun en orta yerinde. Kırmızı bir halı, siyah elbiseler, kan kırmızı bir lambadan damlayan ışıkla birlikte, bir uğultudan mürekkep bu loşluğun içindeyiz.
Kırmızının kandan başka var mıdır sevgilisi? Nedense bu konuşulmuyor, ama gizlice, her gözü perdeleyen camların ardından süzülen bakışlar, birbirini yokluyor bilinçsizce.
Hepsinin ötesinde, piyano tuşlarının arasına sıkışmış parmakların kendini kurtarmaya çalıştığı bir beste duyuluyor. Kan kırmızısı bir deste, kaderleri dağıtıyor ikişer üçer. Hepimiz siyahlar içinde, bu görkemli törenin parçası olmaktan az çok memnun, bir yanımızla kırık, bebek adımlarıyla ilerliyoruz içeride.
Kırıklardan en kırık bir kadın aşka geliyor bir anda. Bebek adımlarını hızlandırıp, bir piyano tuşu çalıyor kendine. O tuş sesini her yükselttiğinde, sertçe vuruyor tabanlarını yere.
“Var mıydı bu salona girerken bir hayalim?” diye soruyor bir diğeri. “En azından” diye ekliyor, “Hepimiz bir kabulle giriyoruz içeri.”
Bu sözcükler kulağına çalınıyor, uzun boylu, yüzü yere dönük adamın. Duyunca o sözcükleri, yavaşça kaldırıyor başını yerden. Sanki öyle geliyor ki ona, çok kullanılıp köşeye atılmış kırmızıya, ve her zaman gizemini korumuş siyaha bir huzur, bir düzen geliyor. Tereddütünü bir kenara bırakıyor.
Arasına parmaklar sıkışmış piyanonun sesi artıyor gittikçe. Herkes fark etmiş olmalı morarmış parmaklardan çıkan o uğultuyu. ‘Hiçbir şey olmamışçasına’yı oynuyorlar; adımları bir geri bir ileri, istemeye istemeye. İnatla, sertçe basmaya devam ediyor müzisyen tuşlara, kırılan tırnakların sesini bastırmak isterken.
“Hepimizin bir kaçış umudu var” diyor yaşlılığıyla nam salmış o kadın. “Yeraltına açılan bir kapağın ötesinde kaybolup” diye ekliyor. Bir diğerinin de gözüne çalınıyor halının köşesinde, kırmızılığıyla davetkâr bir bölme. Kadın devam ediyor sonra “Nasıl bu salona geldiysek isteksiz, öylece tekinsiz, daha da derine gitmek istiyoruz belki de. Loş ışık bile gözümüzü alırken, en azından eminiz, istediğimizin yukarılarda bir yerde olmadığından.”
Diğer köşede “bir rüya görmüştüm” diye mırıldanıyor tek gözü kapalı bir adam. “Cehennem sürekli tekrar eden bir dansmış.” Bunu söyleyen de, söylentiye göre, bir gözü aydınlığa, bir gözü karanlığa açılan korkunç bir adam.
Dans şiddetleniyor gitgide. Bir girdap misali, sıralardan kapıyor insanları. Dizi dizi siyah inci taneleri oluyorlar bir çizgi doğrultusunda. Müziğin askısına takılmış elbiseler gibi bir o yana, bir bu yana sallanıyorlar. Kırık kadın fırtınanın gözü olmuş, geride kalanlar onun çevresinde dönüyorlar.
“Nedense hep bu anlarda” diyor köşeden sinsice bakan Uzak isimli kadın. “Bir devrim olmasını beklerdik. Gençliğimizi ‘o hisse bir kala’larla, tam ciğerler dolacakken boşalan nefeslerle hatırladığımızı fark edip, gittikçe köşelere doğru savruluyoruz biz.”
Uzak’ın söyleyeceklerini önceden bilenler, gerisini dinleme ihtiyacı duymadılar. Durmayan dansın çekim alanına bedenlerini bıraktılar.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder