thank you port-royal

bir pencereden bakiyorum her seferinde. ve her seferinde gordugum sey kar taneleri. bir kedi var balkon demirinin ustunde, kuyrugunu kaldirmis, kar gibi kar beyazi, asagilara bakiyor. kedi oluyorum ben de. port-royal yardim ediyor. ilk once bir yurt odasi camindan kari gorusumle uyaniyorum. sonra besiktas'taki bir evde, bir pencereden yagan kara bakiyorum. susan yollari dinliyorum. kapsaniyorum, ustum ortuluyor. karlarin altinda, gozlerim eriyen damlalar kadar islak, kirmizi burnumun hissizligine, burnumun aslinda orada olmayisina hayretler ederek, kahkahalar atarak, inanmayarak, inanamayarak yatiyorum oylece. muzik yardim ediyor elbette. ortu gosteriyor oldugu gibi olani.
sonra baska bir kar geliyor aklina insanin. bir parkin icinde yuruyen 4 kisi, bir tanesi kacamak bakis atarken arkaya, sanki aklimda kalmamasindan cokca korkup, bir turlu ulasamayip o ana, fotografini cekiyorum gordugumun. bir tanesi yikiyor digerini karlarin ustune. bogusuyorlar, gogsum dolu dolu. islatiyoruz coraplarimizi.

butun bunlari dusunurken iste, port-royal'in muzigi bir isik yakiyor gozlerimin onunde. taneler hizlaniyor, hizlandikca hizlaniyor. bir seyler yapasam var ve yetmiyor. olesim geliyor neseyle. bir anda aradan gecen yillari yok edercesine butun bu anlar toplaniyor, karsiz, tek basina bir yatagin ustune konuyor. o yatagin uzerine konan tanelerle yorgunlugumdan siyriliyorum. huzurlu bir dikkat geliyor, sanki hayattaki dogru hizi bulmusum gibi. nefesin dogru aktigi tempoyu, kara her tarafiyla basan ayaklari, hepsinin hizini, hepsinin yavasligini kavramisim gibi. ve sanki butun bunlara odul olarak ayaklarim bir his gonderiyor yukarilara dogru, cok kar topu oynamisim da sogukta donan ayaklarimi kaloriferde isitiyormusum gibi. sanki zaman hic olmamis, cunku cigerlerim buna izin vermemis, bir anin icinde sonsuza kadar devinebilirmisim gibi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder