Çalıntı bir kalemle kısa süreli randevu. Karşımda sigarası, çayı, derdi ve beslediği martılarla bir adam; işsiz bir adam. İşsizliğin duruşu var mı? Ya da utancı? Belli oluyor mu dışarıdan işsizin, hayatın tüm ciddiyetlerinin kıyısında az buçuk parasıyla duruyor olduğu?
İşsizin hakikiliği ne kadar iş aradığıyla mı ölçülüyor yoksa? Sabah dolandığı şirketlerin, dükkanların, dağıttığı cvlerin sayısıyla... Ben de burada öğrenci kılıklı bir işsiz, yazmaya umutlu duruyorum. Aynalar dört bir yanda, göz göz üstüne. Ben yarı saydam dalgalara bakıyorum. Kandil simitleri köşelerde. Adamın derdini merak ediyorum. Adam da kadının derdini merak ediyor mu? Pek bunu düşünmüyorum. Çaycının uzunçalar albümü Pantha du Prince. Nakışlı, dantelalı elektroniklerden gizem ve bass'a geçiyor şimdi. Öykünün öykülüğü, benim işsizliğim, yara izlerim bu karanlığa karşı dayanıksız.
Burada sadece bir kişi her şeye rağmen duruyor; önünde suyu, leopar desenli saç bandı ile karşıda oturan o kadın en az 80 yaşında.
Yanımdaki erkekle kadın sabırsızca sarıldılar. Onlar da barıştıktan sonra burada bir gün bitiyor nasıl olsa.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder